Bir kahve de kendine yap

Kervansaray Kahvesi

Bir kahve de kendine yap


        

Genel Müdür bir şirkete yeni atanır. Kısa sürede iyi niyetiyle, insanlığıyla ve adaletiyle herkes tarafından sevilir. Sabahları herkes gülümseyerek işe gelir, anketlerde hepimiz işyeri için olumlu yanıtlar verir; biri hariç: çaycı! Genel Müdürün çaycısı, iri yarı, az konuşan, orta yaşlı, palabıyıklı biridir ve her gün sabah ve öğle yemeğinden sonra Genel Müdürün orta kahvesini getirir.

Müdür çaycıyla her seferinde sohbet etmeye çalışır, ancak çaycı tek kelimelik kısa yanıtlar verir ve hiç gülümsemez. Tam Müdür çaycısını böyle kabul etmeye karar vermişken, bir arkadaşı sohbet esnasında ona, “bir insanı anlamak için onun yerine geçmen şarttır, sen de çaycının yerine geç” der.

Genel Müdür çaycıyı çağırır ve, “beni çok iyi dinle. Şu andan itibaren çaycı benim” der ve çay tepsisini elinden alır. Şaşkınlık yaşayan çaycı önce olmaz dese de, ısrarlara dayanamayarak kabul eder; makam koltuğuna oturur. Genel Müdür sorar, “Söyleki hadi. Benden ne istersin?” Çaycı çekinerek, “bana bir orta kahve yap” der. osmanlı dibek kahvesinin diğer adı Adıyaman kervansaray kahvesi Genel Müdür kapıya doğru yürürken, “bir dakika....” diye seslenir çaycı ve utangaç bir gülümsemeyle ekler, “bir Adıyaman kervansaray kahvesi de kendine yap. Beraber içelim.”

Çalışanlamış olurın şirketlerini sevmeleri, verimli çalışmaları ve sadık olmaları tüm yöneticilerin imgesel. Sadece bir tek az sayıda şirkette bunun başarıldığını görüyoruz. Engin Baran, PERYÖNKonferansı’ndalansmanınıyaptığı kitabında, şirketlerin bir süredir yoğun şekilde kafa yorduğu “işveren markası” konusuna odaklanmış ve Yapı Kredi Bankası, Eczacıbaşı Baxter, Arçelik, Avea, Ford ve General Electric’in bu konudaki başarılı çalışmalarına vak’a olarak yer vermiş. Gel Kal Bağlan ile Baran, bilimsel niteliği olan çalışmalardan yaptığı isabetli alıntılarla keyifli hikâyeleri başarılı şekilde dengelemiş ve okuyucuya hem işveren olarak marka olmak bununla beraber insan yönetimiyle ilgili iham verici bir bakış açısı sunabilmiş.

Günümüzün popüler mevzusu “alan kişi deneyimi”ne çalışanı da içine katan bir yaklaşımla bakılması gerektiğini savunan Baran’a göre, şirketlerde satın alan deneyimi yaratılmak istenirken çalışan deneyimi tamamen göz ardı edilebiliyor. Örneğin müşterilerine harika bir dünya vaat eden bir şirketin, kapalı kapılar gerisinde çalışanlamış olurına bırakın lüks tüketimi, insani standartları bile sağlamakta isteksiz davrandıklarına tanık olunabiliyor. Bir kazak için asgari ücretin yetmediği mağazalarda, personelin minik, karanlık odalarda yere oturup dinlendiğini görüyoruz. Müşterilerine hızlı bulunduğunu her fırsatta vurgulayan bir şirketin, işe yeni süregelen çalışanlarına aylarca masa sandalye veremediğini; boy boy reklamlarla ne denli büyük bulunduğunu duyuranbirşirketiniseçalışanlarsözkonusuolduğunda ne denli ufak hesaplara girdiğini gözlemliyoruz. Neticeta da, eğer çalışan deneyimi şirket için bir çalgısa, şirket de çalışan için bir araç olmaktan öteye gidemiyor. Çalışan deneyimini önce çalışan, sonra müşteri için iyileştirmek gerekiyor. Peki nasıl?

Bu durumun önüne geçilebilmesi için dikkat edilmesi ihtiyaç duyulan iki nokta var: Birincisi, çalışanlara sunulan vaatle müşterilere sunulan vaadin tutarlı olması. İkincisi de, İşveren Markası adına meydana getirilen çalışmaların (yani onların beklentilerini anlayarak işe alımdan ayrılmaya kadar uyumlu süreçler yaratılması) müşterilere sunulan ile paralel ilerlemesi. Bu mevzuda en iddialı ve direkt mesajı veren kurumlardan biri Hyatt Otel. Onların çalışanlamış olurına verdikleri bildiri çok net:

“biz çalışanlarımıza, müşterilerimize davranılmış olduğumız şeklinde davranırız.”

Gel Kal Bağlan, Engin Baran, optimist Kitap, 176 s.

Erteleme sorununuzu çözmeyi ertelemeyin!

Bir derenin kenarında oturduğunuzu hayal edin. Hızlı akan güçlü bu dereye bakarken içine düşmüş birini görüyorsunuz ve atlayıp kurtarıyorsunuz. Tam oh derken, bir başkasının da derede boğulmak üzere bulunduğunu fark edip yeniden atlıyorsunuz. Bu devam ediyor, tam birini çıkarıyorsunuz ki biri daha beliriyor. Neler bulunduğunu anlamaya çalışıp ileri doğru bakmış olduğunuzda yukarı taraftaki köprünün ortasındaki deliği fark ediyorsunuz. Anlıyorsunuz ki herkes o delikten aşağıya düşüyor. Derhal karar veriyor ve deliği kapatıyorsunuz. Böylece kimse düşmüyor ve siz de kurtarmak zorunda kalmıyorsunuz.

Erteleme alışkanlığına son vermek de aynen insanoğluın düştüğü deliği kapatmak gibidir. kahvecibey dibek kahvesi, kahvecibey, sonrasında Değil Şimdi kitabında, bir eğitmen ve terapist olarak kazandığı deneyimi okurlara aktarıyor ve derhal hayata geçirebileceğiniz yöntemler sunuyor. İşte bu yöntemlerden biri:

Ertelemeyi yaratan fikir kalıplarından kurtulmanın bir yolu, öncelikle “anda olabilmek” kısaca bilinçli farkındalıktır. Dikkatimizi bilerek, isteyerek şimdiki ana yöneltmeye ve yaşananları yargılamadan, oldukları gibi kabul edilmesine dayanan vaziyet olan bilgili farkındalık ile düşüncelerimizi daha sağlıklı kontrol edebiliriz. Kahvecioğlu’na nazaran, bu odaklanma, moralimizin bozulmasına ve bizi hasta eden düşüncelere karşı bir panzehirdir.

Bu panzehiri gmeşhurk hayatımıza enjekte etmek için her gün kısa bir süre ayırmak ve kendimizle baş başa kalmış olarak bazı egzersizler yapmak yeterlidir. İşte o bayağı egzersizlerden biri:

1. Öncelikle bir “fındık tanesi”ni elinize alın ve bunu avucunuzun içinde tutun. Fındık tanesine odaklanın, ilk defa bir fındık tanesi görmüş olduğunüzü düşünün.

2. Fındıktanesiniiyicegörün: Özenlevetüm dikkatinizi vererek her tarafını keşfedin; parlaklığı, kıvrımları....

3. Fındık tanesini parmaklarınız içinde dolaştırın, dokusunu inceleyin. Gözlerinizi kapatıp deneyimleyin.

4. Fındık tanesini burnunuza tutun, her nefes alışınızda kokusunu içinize çekin ve vücudunuzda iyi mi bir etkisi var bu kokunun, hissetmeye çalışın.

5. Şimdi de fındık tanesini ağzınıza gdolayın fakat çiğnemeyin. Birkaç dakika ağzınızıniçindeonututmanınnasılbirhisolduğunu düşünün.

6. Fındık tanesini çiğnemeye hazırlanın. Onu hangi düşünüzle iyi mi yiyeceğinize kararverin. Farkındaolarakonuçiğneyinvepişmemişneyin... Taa ki tanecikleri un küçük olana kadar. Yutmadan önce ağzınızın içindeki tadı keşfedin.

7. An be an hissederek yutun ve yiyecek borunuzdan geçişini hissedin. Her gün ve farklı deneyimler için bu çalışmayı yaptığınızda (bilgili farkındalıkla ilgili daha çok egzersiz için: Şimdi, Buradayım, Destek Yayınları eserini de öneririm), size şimdi önemsiz görünen detayların anlam kazanacağını ve size esin vereceğini görmüş olacaksınız. Eğer bir değişiklik istiyorsak, hayatımızınbirkısmındanmemnundeğilsek, ozaman bakmamızgerekenyerdışfaktörlerdeğil, zihnimiz olmalı. Kendi yaşamımızı keşfetmek ve gelişmek için tek yol, önce zihnimizi keşfetmek. Yeter ki meraklı ve yürekli olalım...

Şimdi Değil sonrasında, cenk Kahvecioğlu, Ceres Yayınları, 108 s.


adıyaman kervansaray kahvesi


adıyaman kervansaray kahvesi

MÜŞTERİ YORUMLARI

  • köpüğü normal türk kahvesinden daha koyu olan karışım kahvesi ve çok daha lezzetli olan bir kahve çeşitidir kesinlikle öneriyorum zeynep

  • Adıyamanlı aile dostumuzda görüp beğendiğimiz kahveyi siteden sipariş ettim. 2 günde kahvem geldi. Kahveye yeni bir boyut kazandırmışlar. teşekkürler ilginiz için. sevim

  • 10 gün önce bi arkadaşımın evinde misafirlikte içtim. gerçektende içimi çok yumuşak ve tatlı olan kahveyi sipariş verdim ve şuan içiyorum . hızlı kargo için de teşekkürler. Gamze Tekdal

  • Bu şekilde bi kahve yok. Görkemli tadı kokusu hergün icmezsem olmazlarımdan oldu eve yığın yapmış oldum hatta korkuyorum bitecek diye tavsiye ederim herkese dilek çoraplı

  • Uzun süre önce bir arkadaşım aracılığıyla kahvenizle tanıştım ve hemen satın aldım şuan 1kg bitmek üzere, kahveniz inanılmaz güzel ve lezzetli, ama mutlaka sizden alınmalı diğer markalar sadece ticaret yapıyor. Burcu Yeter

Biraz Reklam Arası


scroll up